Yaşam varsa bunun bir bedeli de var. Hayat eninde sonunda herkesi bir yerinden yakalıyor ve beklenmedik bir anda sizi sarsabiliyor. Ben bu yazıyı babamın 4 yıllık akciğer kanseri tedavisinin, mücadelesinin sona ermesinden sonra yazıyorum.  Hepimiz bir şekilde sevdiğimiz birinin kaybı, kronik hastalıklar, çocuklarımızın hastalığı, göç, savaş, boşanma, gibi deneyimler yaşıyoruz ve insanlık oldukça buna benzer deneyimler yaşanmaya devam edilecektir.

Peki bu süreçle nasıl başa çıkacağız, acımıza nasıl değer katacağız ya da hangi yanlış yollara sapacağız? Hayatımızda her zaman beklentilerimizin karşılanmadığı gerçeklerle yüzleştiğimiz durumlar olmaya devam edecek.

Yas

Sevilen birinin kaybından sonra psikiyatristler yası belli dönemlere ayırır. İnkar, öfke, pazarlık, depresyon ve kabul olarak 5 evresi vardır. Bu belli krizlerde, travmalarda da oluşabilir. Bu evreler sırayla olmak zorunda değildir ve aynı anda birkaç evreyi birden de yaşayabiliriz. Bazı kişiler bu evrelerin hepsini de tecrübe etmeyebilir. Kabul aşaması özellikle “Kabul ve Kararlılık Terapisi” eğitimlerimden sonra benim için daha bir anlam kazanmıştır. Kabul yasda gerçekle barışmak olarak tanımlanabilir.  Hiçbir zaman acınız reddetmek ya da canınız yanmıyormuş gibi davranmak değildir. Bu acıyı kabul etmek ve hayatın bize sunduklarının da kıymetini bilmektir. Değiştiremeyeceğimiz durumlar için mücadele etmek bizi her zaman çok yıpratır. Acının, yaşadığımız birçok depresif durum, anksiyetenin kaynağı budur.

Anda olmak

Kabul ve kararlılık terapisi (ACT) kuramına göre kalıcı bir tatmin duygusuna ulaşmak istiyorsak psikolojik esnekliğinin bir basamağı olan anda kalma yeteceğini geliştirmemiz gerekiyor. İnsan zihni bir fabrika gibi sürekli düşünce üretiyor. Kimi kaynaklara göre günde 4 bin kimi kaynaklara göre günde 14 bin düşünce geçmekte ve buda bizim sürekli düşüncelere daldığımızı yaptığımız işleri geri plana attığımızı göstermekte. Örneğin sabahleyin evden araba ile çıktığınızı her gün işinize gittiğinizi hayal edin, her anın farkında mıyız yoksa hepimiz otomatik pilota almış gibi miyiz? Bir bakmışız işe gelmişiz. İnsan zihninin acı veren düşünceler üretmesini engellemenin bir yolu olmadığından eğer hayata tutunmak istiyorsak içinde bulunduğumuz anda olma yeteneğimizi geliştirmeliyiz.

Hayatımızda hepimizin yüzleşmek zorunda olduğu şeylerden biri hayatımızın nasıl olmasını istediğimizdir. Anda olmak da bir amaç doğrultusunda anlamlı olur. Hayat zaten cepte gibi olayla bakmadan tadına varılacak bir şey gibi değerlendirildiğine tatmin edici olur. Çoğu zaman yaptığımız şey ise düşüncelerimizde kaybolmak, amacımızdan uzaklaşıp şu anda sahip olduklarımızın kıymetini bilmemektir. Özellikle büyük acılar yaşarken, neden böyle?, niye ben?, bu adil değil, buna dayanmak çok zor gibi düşüncelere kapılıp andan koparız.

Çoğumuz büyük acılar çekerken ilk etapta anlaşılmak, umursanmak, kabul edilmek isteriz. Bunu hissettikten sonra sorun çözme evresine geçeriz. Bu acıyı anlayabilecek, bunu gerçekten bilebilecek tek kişi sizsinizdir. Bütün yaşanılanlar karşısında içsel tatmine ulaşmak için kendinizle iyi bir ilişki kurmak çok önemlidir. Bunun için de kendimize şefkat göstermeliyiz. Ben de babamı kaybettiğimde zihnimden birçok düşünce geçti, onun yeterince yanında olamamak, tedavisi için kendimi suçlamak, ölümünü engelleyememek, yeterince şey söyleyememek gibi. Zihin yapması gerekeni yapıyordu fakat böyle bir durumda da sizin kendinize nazik davranmanız ve acınızla beraber olmanız gerekiyor.

Ayrışma

İlk yapmamız gereken şey şimdiki ana dönmek, bunu öğrenmek olmalı. Eğer anlamlı sonuçlar verebilecek şekilde bir eyleme geçmek istiyorsak, kendimiz düşüncelerimizden çekip çıkarmalı ve çevremizdeki dünya ile temasa geçmeliyiz. Bunun için ACT terapisinde uygulamalı birçok egzersiz bulunmaktadır. Zihnimiz düşünce fabrikası gibi çalışırken, biz de bu oluş mekanizmasını bildiğimizde şunu farkederiz ki bizi sıkıntıya sokan şey düşüncelerimiz değil onlara tepki verme şeklimizdir. ACT de bu düşüncelerle olan ilişkimize onlara kapılıp gitmemize birleşme denmektedir. Düşüncelerimizle birleşmiş haldeyken onları mutlak doğrular olarak görürüz. Ancak onlardan ayrışmayı öğrendiğimizde üzerimizdeki mutlak etkilerini kaybederler. Ayrışma düşüncelerimizden ayrılmamız ve onları gerçekte olduğu haliyle kelimeler ve düşünceler olarak görebilmemiz anlamına gelmektedir. Ayrışmanın birinci adımı farkına varmaktır.

Çeşitli olaylara bağlı olumsuz düşüncelerle karşılaştığımızda bunlarla savaşmak, aklımızdan uzaklaştırmak, bastırmak, yanlışlığını kanıtlamak, dikkatimiz dağıtmak, olumlu düşünmek gibi moda eylemler sadece boşa kürek çekmemize neden olur. Bu eylemler çok zaman, enerji gerektirir bir süreliğine fayda bile verebilir ama uzun vadede işe yaramazlar. Düşüncelerimizden ayrışmayı onları kendi hallerine bırakmayı öğrenebiliriz. Zihinlerimiz biz kendi düşüncelerine çekmekte ustadır fakat siz de yeni bir ustalık gerektiren ayrışmayı öğrenebilirsiniz.

Kabul

Dolu ve tatmin edici bir yaşam sürmek istiyorsak sadece iyi hissettiren duyguları değil, bize özgü duyguların her çeşidini tecrübe etmeliyiz. İyi hissetmek, mutlu olmanın 10 yolu, sürekli iyiye sahip olmak, en ufak bir olumsuz karşısında tahammül edememeni empoze edildiği bir çağda yaşıyoruz ve bu durumun bizlere yarardan çok zarar verdiği apaçık ortada. Hiçbir şeyle yetinemeyen doyumsuz, sürekli bir mutluluk çemberine dahil olmaya çalışan bireyleri hepimiz gözlemliyoruz. İnsanlar çok çeşitli yöntemlerle duygularını kontrol etmeye çalışıyor ve uzun vadede bu yöntemlerin (alkol, uyuşturucu, sigara, kumar…gibi) bize daha fazla zarar verdiği açık. Aşırı ve katı bir eylem olarak yaptığımız her şeyi buna dahil edebiliriz. Spor yapmak yararlı bir şeyken, duygu kontrolü amacıyla aşırı ve yoğun halde yapıldığında sorun oluşturan bir duruma dönüşebilir. Tatminkar yaşam zorlu duyguların ortadan kalkması değil sizin bunlarla kurduğunuz ilişkinin değişmesi anlamı taşıyor. Bunun için de kontrol etmek yerine yer açmayı öğrenmemiz gerekiyor. Yer açmak açık olmak duygularımız için alan yaratmak demektir.

Değerler

Psikolojik esnekliğin parçalarından biri de değerlerdir. Yaptığımız eylemler bir amaca yöneliktir. Peki ne sıklıkta eylemlerimiz bilinçli olarak bizim için önemi olan bir amaca hizmet ediyor? Değerler bir insan olarak nasıl davranmak istediğinize dair yüreğinizin derinliklerindeki arzudur. Değerler nasıl davranmak istediğinizle ilgili, hedefler de ne elde etmek istediğinizle ilgilidir. Modern toplumun en büyük problemlerinden biri hedef odaklı olmasıdır. Hedefler ulaşıldığında biter ama değerler bir insan için ömür boyu sürer. Hedefe ulaşın ya da ulaşmayın nasıl davranmak istediğinizdir değerler.

Değer Odaklı Eylemler

Hayatlarımızı düşüncelerimiz vasıtasıyla değil, eylemlerimizle şekillendiririz. Yani önemli olan düşünmüş olmak değildir. Çoğumuz bu dünya için sürekli kafa patlatıyoruz neler istediğimizle ilgili hayaller kurup düşünüyoruz fakat bu eylemleri yapmak için çok daha az vakit ayırıyoruz. Kendimize hayatımın bu alanında fark yaratabilecek atabileceğim en ufak adım nedir? diye sormalıyız.

Yaşam olayları meydana geldiğinde ilk yaptığımız şey genellikle acıdan kaçmaktır. Alkol alırız madde kullanırız, televizyon karşısında saatler geçiririz. Acıdan bir an bile uzaklaşsak büyük bir rahatlama hissederiz ama yaşadığımız hayat doyurucu olmaktan uzak olur. Hayatımızı etkileyen geri döndürülemez olaylar olacaktır. Ölüm ve kalıcı sakatlanma gibi fakat bir bağımlıysak, fazla kiloluysak, mali açıdan durumumuz kötüyse mutlaka yapılacak bir şeyler vardır. Nasıl yapılacak sorusunun cevabı hedeflerimiz belirlerken değerlerimizin bize yardımcı olması, ona göre eylemlerimiz değiştirmek ve hayatımızı anlamlı bir yönde ilerletmekte yatıyor.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz